Bir Ağacı Sabırla İzlemek

by İnceliklerin Kirpisi

Şahane Okur,

Günaydın. Oruç Arouba’yı kaybettik. Oruç Arouba’dan başka olmayan Oruç Aruoba’yı. Başımız sağ olsun. Bu hafta zarfta üç kitap, bir teori, bir kıyamet senaryosu ve bir dizi yer alıyor. Birkaç güzellik:

  • J. K. Rowling, Harry Potter’la uzaktan yakından alakası olmadığını baştan söylediği bir çocuk kitabı yazmış. The Ickabog ücretsiz olarak, bölüm bölüm yayımlanacak ve illüstrasyonları için bir yarışma düzenlenecek.
  • Nezihe Meriç’in yazılarındaki zarafeti, kendi sesiyle dinlemek ister misin? TRT ekranlarında bir öyküsünü okuyor. (18 Dakika)
  • Orhan Veli öncülüğünde çıkarılan Yaprak’ın tüm sayılarıonline erişime açıldı.
  • Sally Rooney’nin Normal İnsanlar’ı yazmadan önce Connell ve Marianne’den söz ettiği öykü çevrim içi olarak yayımlandı. Aralarındaki ilişkinin özüne dair çekirdek hükmünde. (3044 Kelime, İngilizce)
  • Normal İnsanlar’ın dizi uyarlamasına gösterilen büyük ilgiden sonra, yazarın ilk romanı, Arkadaşlarla Sohbetler için de bir dizi çekileceği duyuruldu.

Okurken Serinlemek

Seyahat etme imkanımız yok. Havalar da bunalttı. Kitaplar bizi yazlıklara, güneye atabilir mi? Sema Kaygusuz, Barbarın Kahkahası’nda yaz tatilini Mavi Kumru Motel’de geçiren uyumsuz bir kalabalığı anlatıyor. Her birinin meselesi var, bu coğrafyanın meseleleri. Üstelik bir polisiye gizemi de çözmeye çalışıyoruz.

“O zaman çaresizlik diye bir şeyin olmadığını, çaresizliği bizim uydurduğumuzu, bizim birbirimize ettiklerimiz yüzünden doğan bir şey olduğunu anlıyorsun.” derken de artık İsmail’le değil kendiyle konuşuyordu. “Ama çırpınan balık çareyi düşünmüyor, soluk aldığı denizi arıyor. Kendini değiştirmeye çalışmıyor. Acayip bir şey, anlatması çok zor. (152 Sayfa)

Aslı Erdoğan’ın otobiyografik izler taşıyan romanı Kabuk Adam egzotik bir adada geçiyor. Bilim insanlarının ve her zamanki rahatsız edici yoğunluğun arasında kahramanımız, tekinsiz bir yabancı ile tanışıyor. Onun sırlarını öğrenmeye çalışırken kendi kabuklarıyla yüzleşiyor.

Hayatım boyunca okuduğum yüzlerce kitabı, dinlediğim insanları, anlamaya çalıştığım kavramları düşündüm; fizik, edebiyat, felsefe, tarih… Hepsinden geriye kalan tortu, bir avuç kumdan daha fazla değildi. Yirmi beş yıl boyunca, yaşamın özüne ilişkin hiç ama hiçbir şey öğrenmemiştim. Bu çeyrek yüzyılı, tek bir ağacı sabırla izlemeye adasaydım, kesinlikle daha bilge biri olmuştum bugün. (155 Sayfa)

Edebiyatımızın yazlıkçılarından Mahir Ünsal Eriş’in öyküleri -Ankara’da değilse- Marmara Denizi’nin güney kıyılarında geçer. Gülümsetir. Arabesktir. Ferdi çalar fonda. Mazinin yitip giden güzellikleri, çocuklukta kalmış dostluklar, yarım bırakılmış sevdalar süsler masayı:

Denizde, suyun üstünde bırakırsın ya kendini. Düz yatmak için değil ama yüzüstü, kollar bacaklar serbest. Denizanası gibi. Uzaydaymışsın gibi sanki. O hissi çok özlüyorum ben. Kendi ağırlığımdan kurtulma hissini. Denize gidelim. (126 Sayfa)

Terasa, bahçeye veya balkona kurulmuş kitap okurken içini ferahlatsın diye, şurada da bir limonata tarifi var.


Biz de Mutsuz Olalım Fakat Nereye Kadar?

Behzat Ç.’nin her yeni sezonu daha karanlık, daha depresif başlar. Amirim mutsuzluğun kuyularında yeni katmanlar keşfeder. Başına daha berbat şeyler gelir. Susar. Daha çok hırçınlaşır. Mutsuzluğun da bir nihayeti yok mu?

Hazza Uyum (Hedonik Adaptasyon) Teorisi’ne göre bir insanın mutluluğunun ve mutsuzluğunun belirli sınırları var.

Sizin sekiz yaşında sahip olduğunuz oyuncak eve eriştiğinizde hissedebileceğiniz mutluluk en fazla X ise kırk yaşınızda yakalayabildiğiniz mutluluk da en fazla X seviyesinde olabilmektedir. (441 Kelime)


İbrahim Çallı’nın Manolyaları ve Tekno Parti Olarak Kıyamet

İbrahim Çallı, Denizliliymiş. Manolyalarında hayatın gelip geçiciliği gizlenirmiş. Yaşamın sonu ile ilgili tasavvurlarımız kendimize has. Babaanne anlatıları eskisi kadar korkunç gelmiyor kulağa. Cehennemi yeryüzünde gördüğümüz için belki de.

Sena Başöz’ün yazısı, babaannesinin tasvir ettiği cehennemin aslında bir tekno parti olduğunu fark etmesiyle başlıyor. Taşradaki kadının, sakın bir hataya düşüp de eğlenmemesi için alınan önlemleri anlatıyor:

Eğlenmek istediği için kapılara sığmayan, boynuzları çıkan, odalara sıkışıp kalmış yarı insan yarı hayvan bir yaratık taşradaki bir kadının hayatını manolyadan çok daha iyi sembolize ediyor. Kadının hayvana yakın yanının ortaya çıkmasıyla birlikte affedilmez suçunun ağırlığıyla kahrolması, kendine dair ne çok şeyden vazgeçmesini gerektiriyor. Eğlenme ihtimalinin kıyamet olduğu bir ortamda herkes ne kadar kendi olabildi? Bir manolyanınki kadar kısa ve narin hayatlarda neyin yası tutuldu? Bir nesilden diğerine ne aktarıldı? (703 Kelime)


Menajerimi Arayın

Netflix, İspanyol dizilerinin işgali altında. Her hafta yeni bir gençlik dizisi ekranın yukarısında gösteriyor kendini. Kulağımız belirli İspanyolca kalıplara alıştı bile çoktan. Peki Frankofonlar ne yapsın?

Paris’te bir ajans: ASK. Menajerlerimiz yeni yetenekler keşfediyor, rolünden çıkamayanlara yardımcı oluyor, temsil ettikleri oyuncular için alengirli film anlaşmalarına imza atıyorlar. Karşılığında da sadece yüzde on alıyorlar. Menajerlerin kendi hayatları da entrikalarla dolu. Üstelik her bölümde meşhur bir aktör, aktris konuk oluyor. Monica Belluci aşkta aradığını bulamayacak mı, Juliette Binoche’un yaşayan en zarif kadın olduğunda hemfikir miyiz? (3 Sezon, 18 Bölüm)


Güne başlama şarkısı:

You may also like

Leave a Comment